oyungezen bir kapitalizm: oyungezer’in ‘savaşı’ 44

k. mehmet kentel

insan ayrıldığı dergisinden bahsetmeye ne kadar süre sonra başlayabilir? 22 ay yeter mi? fareler oyunda’da yazdığım her yazı, hatta fareler oyunda’nın kendisi bile, oyungezer’e değerek varolmuyor mu zaten? oyungezer’in ekim sayısını, ayın 30. gününde aldım. yolda yürürken pakedi açtım, içinde kendi yazım olduğu zamanlarda da öyle yapardım, alışkanlık. karşıdan karşıya geçerken ezilmemeye çalışarak sayfalara göz gezdirdim. editörün günlüğü’ne baktım sonra, arka arkaya sıralanmış birkaç cümle gördüm. artık oyungezer hakkında yazma vaktim gelmişti.

ilk baldur’s gate’in dergiler için hazırlanmış kapak görseli olan bu resme baktığımda kendimizi görüyorum. her şeyiyle bizi çiğneyip öğütmeye güdülenmiş kapitalist dünyaya karşı direnişimizi… ama bu resmin tam olmadığını söyleyeyim size. kadraja sığmayan bir bölümü daha var. o uçurumun kenarında duran ve canavara kafa tutan biz isek, arkamızda da on binden fazla kişiden oluşan bir sever ordusu var. siz varsınız.

bu satırlar sinan akkol‘un. oyungezer, kapitalizme karşı. ne büyük savaş. oyungezer’in kurucu kadrosunun bir parçası olarak, bu muhabbetin beni çok sıktığını söyleyerek lafa girmek istiyorum.

david (oyungezer), goliath (kapitalizm) ve severler...

oyungezer, çok özel bir dergi. kurulurken öyleydi, hayatta kaldığı sürece de öyle olacak. level’ın doğan grubu tarafından satın alınmasıyla, level’ın geleceği koca bir holdingin kâr zarar hesaplarına bağlanınca, oyun hakkında konuşması beklenen insanlar bir plazanın bölmeli ofislerine mahkum edilince, “başka bir şey mümkün” diyen üç editörün ve onların peşine takılan diğer yazarların ortak olduğu bir hayal olarak başladı oyungezer’in hikâyesi. para kısıtlı, emek ve fedakârlık çok fazlaydı. ama en çok olan, heyecandı. yan yana gelmekten keyif alan, onlara dayatılan yolun dışına çıkabilmiş olmanın coşkusunu sürekli yaşayan insanların ortak olduğu heyecan.

“sıkılacak tek bir kurşun” vardı, “üç ayda düzlüğe çıktık, çıktık, yoksa…”ydı, her ay satış raporlarını endişeyle bekleyen genç insanlardı. gtalk penceresinde “5500”ü gördüğüm o gün yaşadığım hayalkırıklığı, “8000”i geçtiğimiz gün hissettiğim coşkuydu oyungezer.

oyungezer büyüdü, genişledi. ofisi taşıdı, ekibi büyüttü. yazar kadrosu serbest yazarlardan ofisiçi bir kadroya evrildi. tarifesi yıllar öncesine fikslenmiş telifler birikti, önemli değildi, zamanla, yavaş yavaş ödenmekteydi. matbaalarla, dağıtım tekelleriyle, rekabeti çok çirkin biçimde ve dergicilik standartlarını yerlerde sürüyerek yürüten bir holding dergisiyle baş etmeye çalışmakla uğraşıldı aylarca.

ek gelir kaynakları yaratmak gerektiği söylendi. belli ki bir tür mantık bunu gerektiriyordu. yeni projeler girmeye başladı ofisten içeri. oyun turnuvaları, oyun satın alınan internet siteleri (ttnet oyun), free2play oyunları için, oyungezer’e hiç de benzemeyen yeni bir dergi, lüks bir otelin içinde, “yetişkinler için oyun kulübü” olan the game. böylece oyun hakkında konuşmaktan ve yazmaktan hoşlanan insanlar olarak kapısından girilen oyungezer, o insanlardan yöneticiler, uygulayıcılar, terimlere hâlâ aşina olmadığım için sayamayacağım ama oyunsuz bir meslek kültürünün parçaları olan insanlara dönüştüler…

oyungezer, level’la rekabet ediyordu. level, şüphesiz, türkiye’nin en büyük kapitalist gruplarından birinin dergisiydi, kapitalist şartlarla iş görmekteydi. oyungezer, level’la rekabet ederken, bu şartların hepsini bünyesinde topladı. yukarıda bahsettiğim belli bir tür mantık, işte bu kapitalist mantıktı. çünkü bu mantığa göre, büyümezsen, batardın. oyungezer batmamak için büyüdü. tamamı büyük ve açıkça kapitalist işletmelerle anlaşmalar yaptı. oyungezer, kapitalist bir dünyada kendine yer açmaya çalışan kapitalist bir işletmeye dönüştü. ne eksik, ne fazla.

tüm bunlar, oyungezer’in kurucu kadrosunu günahkâr yapmıyor. dünyada hemen herkesin seçtiği bir yolu seçip tutunmaya çalıştılar, öyle gözüküyor ki başarılı da oldular. kaldı ki, tüm kapitalist işletmeleri aynı düzlemde birleştirip, “ha bu, ha o” diyecek kadar kör de değilim. anadolu grubu çevreyi kirlettiği için efes içmemeyi, örgütlenen işçileri işten çıkartan yörsan’ı tüketmemeyi seçmek nasıl farklı kapitalist işletmeler arasında seçim yapma zorunluluğu ortaya koyuyorsa, oyungezer’in de elbette doğan grubu’nun bir ürünü olan level’a göre saymakla bitmeyecek artısı vardır.

ancak bu durum, oyungezer’i kapitalizme karşı mücadelenin bir neferi yapmaz. değer verdiğim oyungezer insanları, artık bu söylem üzerinden kendilerine bir sempati ve meşruiyet yaratmaktan vazgeçmeliler, çünkü inandırıcı olmaktan çok uzaklar. bu sadece bir inandırıcılık meselesi de değil üstelik. kapitalizme karşı amatör ruhun savaşı olarak lanse edilen durum, dergi içindeki işçi-işveren ilişkilerinin de, özveri söylemi üzerinden suistimal edilmesine olanak veriyor. okuyucuya karşı “kapitalizme bir tekme”, yazara karşı “birazcık daha özveri”, türkiye’nin en büyük şirketleriyle ortaklık kurarken ise “profesyonellik” yüzüyle konuşmak, ortaya çok dengesiz bir durum çıkartıyor.

***

dergiyi tekrar elime aldım. sinan’ın giriş yazısının solunda gigabyte’ın reklamı var. sayfayı çevirdim. star wars’un blu-ray disklerinin tiglon tarafından verilmiş iki sayfa ilanı var. biraz daha ileride toshiba, türk telekom, pentax, asus, imaclove dergisi, kendisi direkt bir reklam mantığına yakın çalışan organize sanayii bölümü ve log dergisi reklamlarını gördüm. reklamlar çok geldiğinde sevindiğimizi hatırladım.

oyun piyasası için, piyasanın ürünlerine yer veren ve piyasanın ürünü bir dergi yapmak ayıp bir şey değil. ama “her şeyiyle bizi çiğneyip öğütmeye güdülenmiş kapitalist dünyaya karşı direniyor” olduğunuzu düşünmek, ayıp değilse de, saflık. eğer bir aralar direnme niyeti vardıysa gerçekten ortada, geçmiş olsun, direniş düşmüş. şimdi buna uygun bir söylem benimsemekte fayda var.

bu arada kasım ayı oyungezer’in 4. senesi oluyor. dilerim o kasım 2007′deki heyecanı hâlâ içinde taşıyan en az bir kişi çalışıyodur oyungezer bünyesinde. hepsinin, ama en çok onun, kutlu olsun doğumgünleri… soldaki kapak, benim hayatımın en özel parçalarından biri hâlâ.

44 thoughts on “oyungezen bir kapitalizm: oyungezer’in ‘savaşı’

  1. Reply Onur Aşcı Oct 31, 2011 2:16 am

    bak, bu kadar zaman içinde ne çok şeyi konuşmamışız :)

  2. Reply ibf Oct 31, 2011 2:38 am

    İçten ve bilgilendirici yazı için teşekkürler. Kapitalizmin kendini yenileme yeteneği sayesinde mevcut kapitallere “direnen odaklar” sonuç olarak yeni bir tür kapitale dönüşüp bütüne dahil oluyorlar. Benim merak ettiğim başka bişey: acaba oyunla ilgili, sanatla ilgili alanlarda bu direnen odakların daha çok ortaya çıkmasının bir sebebi olabilir mi? Yani bir bu alanları bir çeşit “zayıf halka” gibi görebilir miyiz? Direnişler başarısız da olsa bir çeşit tecrübe birikimi yaratıldığını düşünebilir miyiz?

  3. Reply fareleroyunda Oct 31, 2011 2:49 am

    sence de oyunla ilgili alanlarda daha mı çok çıkıyor bu direnen odaklar? büyük stüdyoların şekillendirdiği ve onların sözcülüğünden ileri gidemeyen dergiler tarafından paylaşılan bir kültürü var, video oyunlarının… – mehmet

  4. Reply ibf Oct 31, 2011 3:00 am

    Pıtrak gibi çoğalan bağımsız geliştiriciler var, bir kısmı sisteme dahil oluyor sonra yenileri çıkıyor… Sinemada da bir benzeri yok mu? Birileri klişelerin dışına çıkıyor, sonra klişe uzayı büyüyor, sonra tekrar…

    Sonuç olarak tek kazanan Kapital mi oluyor? Pazarda sağlanan “çeşitliliği” de geçtim… Bütün bu süreç sonunda başka türden, Kapitali de aşan bir kalıntı olmuyor mu? Bana sanki olması lazım gibi geliyor.

    Mesela bu blogu oyun alanında kapitalin kendini yenileme sürecinin kapitali aşmış bir yan ürünü olarak da görebiliriz…. değil mi?

  5. Reply fareleroyunda Oct 31, 2011 3:04 am

    muhakkak tek kazanan kapital olmuyor, öyle indirgemeci yorumlardan köşe bucak kaçarım. ama oyun “piyasası”na böyle özel bir rol biçmek ya da burada direnişin daha çok olduğu yönünde bir tespit bana pek anlamlı gelmiyor. oyunun doğasında arasak bu direnişi, biraz daha fazla katılabilirim sana. ama şu an piyasa bu oyuna içkin bu dinamikleri mümkün olan her yerde bastırmak üzerine çalışıyor. bunun dışında kalan çok şey var elbette, bu ve benzeri bloglar ya da bağımsız geliştiricilerin bir kısmı öyle, ama mesela edebiyattan daha mı çok direniş var burada, emin değilim… -mehmet

  6. Reply Editör Oct 31, 2011 5:35 am

    Sevgili Fare,
    Ben TrGamer editörüyüm ve şu an son yazımı yazıyorum bu site için. Bu sitenin editörü olduğumu yahut adımı bilen bir avuç insan varsa şaşarım. TrGamer bünyesinde kalmayı tercih etmiş Emre dışında tanınan bir yazarın varlığına da inanmıyorum zira. Kimsenin okumadığı bir adamım anlayacağın. Yazımı okuyan ismimi okumaz; ismimi okuyan yazımı okumaz derken TrGamer adının, patronlarının, binbir üçkağıdın altında ismimi ve edebi yetkinliğimi saklaya saklaya oyun incelemekteydim birkaç yıldır. Beş kuruş kazanmadığımız bir siteyi senelerce ayakta tuttuktan sonra patronumuza gidip “Biz kendi sitemizi kurmak ve orada yazmak istiyoruz.” dedik. Kendisinden ummadığımız raddede anlayışla karşıladı bunu. Sevindik, bilahare yeni site için kolları sıvadık. Geçtiğimiz günlerde siteden atıldığımı gördüm. Sadece ben olsam iyi; kalacak iki-üç kişi dışında hepimiz atılmışız siteden. Atılmak değil de teşekkür bile almadan, “Bana tek kuruş almadan reklam geliri kazandırdınız.” biçiminde bir şükran cümlesine dahi razıyken umursanmadan uzaklaştırılmak canını sıkıyor insanın. Şimdi az çok bilgimle oyun inceleme sitesi hazırlıyorum bu kadro için. Geçenlerde bana haber salmış patron; kovmadan hemen önce incelemem için gönderdiği oyunları geri yollamalı yahut incelemelerini yazmalıymışım. İncelediğim oyunların pek azı bana gönderilmişken, oyunlar dışında tek kuruş maddi kazancım olmamışken, on yıllıktan birkaç aylık yazara kadar kadroca kovulmuşken bizi kovan adama söyleyecek söz bırakmamak, oyunları yollayıp başkasını kullanmasına vasıta olmamak adına saya söve inceleme yazıyorum şimdi. Ben TrGamer editörüydüm Fare. Yirmi üç yaşında, iktisat mezunu bir adam olarak komünizmi çok güzel öğretti bana TrGamer.

    Bir yandan siteyle uğraşıp bir yandan ilk kez isteksizce oyun incelemenin getirisi bu gece vaktinde kendi dergine en samimi eleştiriyi yapmış olman şahsına saygımı katbekat arttırdı. Tanrı biliyor; zamanın Gameshow’u ile 2000′lerin Level’ı dışında bana oyun dergisi alma sebebi veren ve büyük-küçük harf kuralına uymamasından rahatsız olmadığım tek yazarsın. Umarım burada yahut hiç okunmayacak bir köşede de olsa sürdürürsün karalamayı. Daha da içtenlikle umarım ki satırlarındaki mürekkebi, zihnindeki özgürlüğü paraya çevirecek insanlarla karşılaşmayıp sermayenin organik bileşiminde iyi niyetin rolünü yaşayarak öğrenmezsin.

    Feuerbach görseydi şu halimi; ne gülerdi, kim bilir…

  7. Reply gamerstatic Oct 31, 2011 2:51 pm

    Güzel bir eleştiri olmuş ama iyi ya da kötü birşeyler ortaya koyabilmek içinde birşeyler kazanmak lazım gelir. Ruh güzelliği iyidir ama ruhlar aleminde de yaşamıyoruz hani :p Ama kıça tekme, kapitalizme karşı yolumuza devam ediyoruz, bu işte en iyi biziz diyen de varsa hadi oradan derim anca. @sevgili TrGamer editörü zararın neresinden dönersen kardır :)

  8. Reply Tugbek Olek Oct 31, 2011 3:23 pm

    Mehmetçim bir şirket sahibi olmak zaten kapitalist bir eylem. Trier gibi şirketini çalışanlarına dağıtsan bile öyle zaten. Kapitalist düzende yaşayıp da o sisteme dahil olmayan bir çalışan da olamaz. Yani burda zaten kelimenin sözlük anlamı üzerinden tartışmıyoruz. Kaldı ki bizim farklı bir ekonomik sistemde var olma gibi bir derdimiz de yok.

    öyleyse burda bizim bahsettiğimiz şey kapitalist sistemin dayattığı ve istemediğimiz şeyler. Mesela yukarda verdiğin örneklerdeki gibi para kazanmak için doğayı harcamak, hakkını arayan çalışanı kovmak gibi. Burda direnilen şey bu. Kapitalist sistemin kendi insani değerlerinle çatıştığı yerlerde ödün vermemek.

    Bu yüzden bu yazıyı değerlendirirken salt kendi insani değerlerinden yola çıkarak değerlendirmemelisin. Biz Oyungezer’i kurarken Doğan Grubunun temsil ettiği değerleri hazmedemeyeceğimiz için bu maceraya atılmadık mı? Mesela yayının içeriğini boşverip promosyon ile satış yapmak. Bir iki kişiye derginin bütün yazılarını yığmak. Dergi satışından gelir elde etmek yerine reklam gelirine odaklanmak, böylece seni okuyan insanları müşteri olmaktan çıkarıp sattığın ürün haline getirmek. Bütün kararların dergileri üreten insanlar yerine bir takım MBA’li yöneticiler ve finansçılarca verilmesi gibi. Daha bir ton sebep var böyle.

    Ben geçen dört sene içerisinde bu değerlerden vazgeçtiğimizi düşünmüyorum. Oyungezer halen Türkiye’deki bütün aylık dergiler içerisinde en çok editör bulunduran dergi. Halen bizim için Oyungezer’in iyi olması en önemli kriter. Halen bu şirket editörlerince yönetiliyor.

    Zaten TTNET veya Point Otel ile iş yapıyor olmanın ya da daha fazla iş yapıyor ve üretiyor olmanın bizi bu değerlerden ayıracağını düşünmüyorum. Kaldı ki ilk günden beri büyük gruplarla çalışmıyor muyuz, dergiyi ilk sayısındna bu yana Çalık grubu dağıtmıyor mu?

    Kısacası önemli olan bizim sahip olduğumuz değerler ve kapitalizmin getirdiği dayatmalara rağmen kendi değerlerimizden vaz geçmemek.

  9. Reply fareleroyunda Oct 31, 2011 5:12 pm

    katılmıyorum tuğbek. özellikle de şu paragrafına.

    “Ben geçen dört sene içerisinde bu değerlerden vazgeçtiğimizi düşünmüyorum. Oyungezer halen Türkiye’deki bütün aylık dergiler içerisinde en çok editör bulunduran dergi. Halen bizim için Oyungezer’in iyi olması en önemli kriter. Halen bu şirket editörlerince yönetiliyor.”

    bu şirket, ben 16 yaşımda kapısından içeriye girdiğimde hakikaten her ay başı bütün editörlerinin toplandığı, liseye giden küçük editörlerinin bile çorbaya tuz atmalarına izin verildiği bir dergiydi. fakat bu “şirket” son iki buçuk yıldır çok exclusive bir kitle tarafından yönetiliyor. kararlar ofis içerisinden alınıyor. ben dergiden yabancılaştığımı fark edince ayrıldım. yaptığım işin bana ait olmadığını, yani oyungezer’e artık sahip olmadığımı net bir şekilde hissedince ayrıldım. siz o kadar yöneten tabaka ve ben o kadar sizin işçinizdim ki oyungezer “bizim dergi” değildi artık, olamazdı. ona yazdığım yazılar bile benim yazım değildi ki…

    diğer paragraflarına hiç girmeyeceğim. zira serpil’e söz verdim, her şeyden önce bunları ona açıklama zorunluluğum var. ama bu şirket editörlerince yönetiliyor derken netleştirmen çok daha iyi olur. bu şirket altı-yedi editörünce yönetiliyor.

    -yiğitcan

  10. Reply Tugbek Olek Oct 31, 2011 8:06 pm

    Oyungezer’in her bölümünün bir sorumlusu vardır. Her bölümle ilgili kararlar o kişidedir. Mesela 360drc Faruk, Ekran Dışı Damla, Pixel Volkan gibi. Serpil’de derginin bütününden sorumludur ve bu kişilere supervisor’lık eder. Her editör kendi kafasındaki fikirleri, eleştirileri iletmekte özgürdür ve daima dikkate de alınırlar. Ama Oyungezer bir dernek veya parti değildir. Sanat eserleri ve yayınlar demokrasi ile değil yönetim sistemi ile ilerler. Şu söylediğin Melancholia’yı sevmedim bütün kararları Trier almış demek gibi bişey.

    Sen dergiye gelmez, arayıp sormaz, muhabbete katılmazsan elbette derginin bir parçası veya sahibi gibi hissedemezsin. Ayrıca ” bu şirket altı-yedi editörünce yönetiliyor” sözünü iltifat olarak alıyorum, Ülkede bu kadar editörü olan ve editörlerinin söz sahibi olduğu pek fazla yayın kalmadı =)

  11. Reply fareleroyunda Oct 31, 2011 11:52 pm

    şahsi konuşmamaya özen gösteriyorum tuğbek. her şeyden önce de saygı çerçevesinde derdimi anlatmaya özen gösteriyorum. basitçe dediklerimi de özetlemek istiyorum.

    oyungezer ilk kurulduğunda bir heves işiydi, on yedi-on sekiz yazarının her ay başı toplantıya çağrıldığı, benim gibi on altı yaşında bir yeni yetmenin bile online bölümde yapılacak değişiklikler gibi bir konuda fikrinin değerlendirmeye alınıp ciddi bir şekilde dinlendiği bir yapıya sahipti. ben oyungezer’e baktığımda, her sayfasını kendime ait hissedebiliyordum. ve o yazarlarla konuştuğumda herkesin hissinin aynı olduğunu görüyordum. oyungezer’in karar mekanizmaları arasında kendini senden daha uzak hissetmiyordu kimse. sen ne kadar oyungezer’in yaratıcısıysan, eser de öyleydi, eren de öyleydi, ben de öyleydim.

    fakat yeni ofis bu strüktürü değiştirdi. mail grubu genelden ofis içerisine alındı, genel mail grubu kaldırıldı. tabii ki wave denendi bunun yerine ama başarısız olduğunda bir alternatif oluşturulmadı. ay başı toplantıları ofis içerisi kadrosuna münhasır bir hale getirildi. ve yine tabii ki, eğer o sırada bir serbest yazar ofiste ise bu toplantılardan kovalanmıyordu, fakat aktif olarak çağrılmıyordu da. buna ofisin izole yeri de eklenince ben kendimde ve serbest yazar arkadaşlarımda ofis içi ve ofis dışı ayrımının oluşmaya başladığını fark ettim ve ofis dışarısındaki yazarların gittikçe daha çok “biz beraber bu heves projesini yapıyoruz”dan, “bu şirketin bir dişlisiyim” mantığına kaydığını gördüm. bunda bir büyük pay da seti’nin farklı işler yaparak daha da şirketleşmesi, bu işler sırasında da kapitalizmin temel öğelerini, yani emek üretenlerin sömürüsünü, emek ile ürün arasındaki yabancılaşmanın önüne geçecek faktörlerin (yani emek üretenlerin üretilen emeği sahiplenmesini sağlayacak öğelerin) yok edilişini gerçekleştirerek devleşmesindeydi. yani bir noktadan sonra ofis dışı yazarlardan seri üretime geçmeleri ve yarattıkları emeğin hakkını oyungezer’e teslim etmeleri isteniyordu, bu noktaya da gelinmişti zira onlar ofis dışıydı ve oyungezer ofis içinde yaratılan bir mecraydı.

    dolayısıyla ben bunun sadece benim arayıp sormamam, ofise gelmememle alakası olduğunu düşünmüyorum. bana özel olduğunu da düşünmüyorum. ama şahsi konuşmamı istiyorsan, o ne buraya, ne de herhangi bir mecraya uygun bir yazı olmaz. ağız dolusu küfredeceğimden değil, herhangi yazılı bir alanda anlatamayacağım denli kırgınlıklar paylaşacağımdan.

    trier örneği ise hiç olmamış tuğbek. ne oyungezer bir sanat eseri, ne bir sanat eseriyle aynı kategoride, ne de ben oyungezer’in sadece kısıtlı bir grup tarafından hazırlanmasına bozulmuş bir okuyucuyum. umarım derdimi bu sefer daha iyi anlatabilmişimdir.

    -yiğitcan

  12. Reply somnia Nov 1, 2011 2:04 am

    Doksanlar aradı, kağıda basılı oyun ve internet haberlerini geri istiyorlarmış. Şu saatten sonra oyun dergisini cd ve belki posterler için değil de ciddi ciddi içeriği için alan varsa embesildir arkadaşlar, üzerine tartıştığınız şeyler boş.

  13. Reply C. Serpil Uluturk Nov 1, 2011 2:39 am

    birazdan da biri gelip “nerede gameshow zamanı ah ah” desin, çember tamamlansın =)

  14. Reply Ali Sezgin Nov 1, 2011 3:19 am

    Mehmet, metnini okudum ve buradan tek çıkarabildiğim sonuç dünya görüşlerimizin birbirinden çok farklı olduğu oldu. Sen çok naifsin ve seni bu kadar özel bir insan yapan en önemli şeylerden biri bu bence. “Dışarıda karanlık bir dünya var” geyiklerini yapmayacağım ama Oyungezer’in kuruluşundan itibaren olaylara çok farklı bakış açısılarıyla baktık bence. Oyungezer yayınlandığı ilk andan itibaren kapital düzene ait bir dergiydi ve hepte böyle oldu. Bizim amacımız hiçbir zaman Zalim Doğan’a karşı, direnmek veya oturmuş düzene oyunlarla baş kaldırmak olmadı. Biz, sevdiğimiz işi yapmak istiyorduk ve bunu yaparken işimizde en iyisi olmak istiyorduk. Daha doğrusu olacağımızı biliyorduk, çünkü hem oyun oynamayı hem de yaşadığımız deneyimleri paylaşmayı seviyoruz biz.

    Oyungezer’in taksimde veya kızılayda gençlerin elden dağıttığı bağımsız bir dergi olmasını isterdin belki, ama bu olmayacak hiçbir zaman da olamazdı. Çünkü işimizi seviyoruz ve umursuyoruz. Biz işimizde iyi oldukça, kaçınılmaz olarak büyüyüp gelişeceğiz. Bu derginin ilk başta olduğu kimliği kaybetmesi veya en azından değişmesi anlamına geliyor mu dersen, benim için böyle bir şey asla olmadı. Ben hala aynı heyecanla oyunlarımı oynuyor, yazımda kullanabileceğim espriler aklıma geldikçe gülümsüyor, tepkileri yorumları düşündükçe uykularımı kaçıracak kadar umursuyorum dergiyi. Eminim şu an sende geri gelsen, tekrar yazsan o güzel yazılarını benden farklı olmazdın. Sorun senin yarattığın iluzyonun senin için bozulmuş olması. Yazında oyungezerin bir isyan olduğunu söylüyorsun ama neye isyan ettiğimiz belirsiz. Doğan Burda ile savaşmıyoruz, ki sen bu ekiple Vogel varken de çalıştın. Vogel Türkiye’de büyük değildi belki ama Almanya’da en az Doğan Burda kadar köklü ve kapital bir oluşum olduğunu biliyorsun. O zaman ne farklıydı? Bizi özel yapan şey her zaman bir aile olmamız oldu. Zaman zaman kırgınlıklar, hatta ayrılıklar oldu ama bunun önemi yok. Bugün beni arasanız görüşmek isteseniz, uzun süredir görmediğim bir akrabam aramış sevinmiş kadar mutlu olurum. Bence bu 5.500′de satsak 100.000′leri de bulsak değişmeyecek, bizi özel yapan bir nitelik.

    Herşeyden öte oyungezer bize hayatımız boyunca bir kere yakalayabileceğimiz bir şans verdi. Oyun sektörü Türkiye’de gelişip sağlam adımlarını atmaya hazırlanırken, ona şekil verip, yönlendirebilecek gücümüz oldu artık. Hayatı boyunca oyun oynamamış iletişim bakanının değil, karşısına gelen fikirlere, kaç satarız diye bakan patronların değil, doğrudan oyunları seven, oyunlar hayatının bir parçası olmuş insanlar tarafından şekil verilecek adımlardan bahsediyorum. Free2play’i TTnet Oyun’u veya diğer projeleri sadece kar amaçlı düşünme lütfen, bunların hepsi ülkemizde bulunan potansiyeller üzerine yaratılmış projeler. Oyunculara, şimdiye kadar görmezden gelinip, çok yanlış ve çirkin şekillerde gelişmiş sektörleri tek başına adam edebilecek projeler bunlar. Free2play mesela, elbette bir oyungezer değil ve olması da gerekmiyor. Yine de F2P seven oyuncuları etkileyebilecek, en azından oyun kültürü kavramını onlara ucundan da olsa verebilse güzel olmaz mı hiç sence?

    Söylediğim üzere derginin büyümesinin nedeni, Level’la , EGM ile veya bir başka mecra ile rekabet etmekten öte, yaptığımız işi sevmemiz ile alakalı oldu hep. Okurlarımız bizi ailelerinden biri gibi gördüler. Yazılarımızı okuduklarında, kızdılar, sevindiler üzüldüler çünkü umursadılar. Belki bu ay 12-13 bin satacağız ama bunun nedeni daha kapital olmamız değil, yaptığımız işi hala umursuyor olmamızda yatıyor. Kapitalism işini değil başarını umursar. Kapitalizm satış rakamlarıyla, kar marjıyla alakalıdır. Senin bu metnin korkarım ki, hiçbirimizin olamadığı kadar kapital olmuş be Mehmet.

  15. Reply fareleroyunda Nov 1, 2011 3:27 am

    tuğbek, söylediğin şeylerin tamamı oyungezer’i bir karşılaştırmaya sokuyor, nihayetinde, yazının söylediği şeyi onaylıyor: oyungezer’le level’ın arasındaki fark kategorik değil, derece farkı. oyungezer kapitalizme karşı değil, bazı kapitalistlere karşı savaşıyor, nitekim kendisi de kapitalist bir işletme ve bu da “şirket olmak kapitalisttir zaten”le tanımlanabilecek kadar basit değil: sektörün diğer bileşenleriyle ilişkisi, çalışanlarla olan ilişkisi, organizasyon şeması vs: oyungezer, level’dan daha iyi, daha sıcak bir şirket olabilir, ama bu kadar. sinan’ın yazısındaki kahramanlık vurgusunda ise çok daha fazlası var.

    yiğitcan’la girdiğiniz tartışmanın, bu yazıyla paralel giden ama bazı yerlerde onu aşan bir doğası var. ben şahsen yiğitcan’ın anlattığı durumu çok tanımlayamadığım ama hissettiğim bir dönemde ayrıldım oyungezer’den, sonrasını ise uzaktan takip ettim. kendi hislerim yiğitcan’ınkilerle ortak, ama üzerine çok fazla laf söyleyebilecek konumda değilim. sadece şunu diyebilirim: şirket içi dinamiklerde ne kadar kapitalist olduğunuzu görmek konusunda, eğer eski bir yazarın söyledikleri, “arayıp sorsan olurdu” düzeyinde karşılanabiliyorsa, bakılması gereken yer belki de halihazırda çalışanlardır (sonradan edit: ali ben bu mesajı yazarken yazdı, mesela belli ki onun hisleri bizden farklı, eyvallah).

    son olarak, evet, trier örneği hem çok yersiz, hem de belki bu konuşulanlar hakkında iyi bir fikir veriyor. oyungezer bir sanat eseriyse ve bu sinan akkol-tuğbek ölek-serpil ulutürk’ün ürünüyse, zaten en baştan beri yaratılan mitosun içinin boş olduğunu görebiliriz. yok eğer oyungezer bir sanat eseri değilse içeride çalışan insanların kendilerini süreç içinde dışarıda hissetmelerini bireysel hatalara (“arasaydın, sorsaydın”) bağlamak, tam da patronların yapacağı türden bir savunma gibi duruyor.

    bu arada eğer “6 editör” meselesinde hemfikirsek, bu 6 editörden 3′ünün patron olduğunu hatırlamakta fayda var…

    ***
    ali, evet abi, yazıdan gerçekten çok az şey anlamışsın, zira yazının meselesi tek bir paragraf, asıl olarak, o da bana değil, sinan akkol’a ait: “ilk baldur’s gate’in dergiler için hazırlanmış kapak görseli olan bu resme baktığımda kendimizi görüyorum. her şeyiyle bizi çiğneyip öğütmeye güdülenmiş kapitalist dünyaya karşı direnişimizi… ama bu resmin tam olmadığını söyleyeyim size. kadraja sığmayan bir bölümü daha var. o uçurumun kenarında duran ve canavara kafa tutan biz isek, arkamızda da on binden fazla kişiden oluşan bir sever ordusu var. siz varsınız.”

    ben oyungezer’in kapitalizme karşı savaştığını asla düşünmedim, zamanında farklı bir şey olduğunu ve büyümeye çalışırken o farklı hissin de kapitalist dinamikler içinde kaybolmakta olduğunu söylüyorum bu yazıda. ama asıl olarak ve en çok: “oyungezer’in ‘her şeyiyle bizi çiğneyip öğütmeye güdülenmiş kapitalist dünyaya karşı direniş’ içinde olduğu, içi boş bir mittir” diyorum. dolayısıyla saflık konusunda bana değil, sinan’a başvursan daha iyi olur =)

    -mehmet

  16. Reply Mehmet Kentel Nov 1, 2011 3:35 am

    hatta aynen senin kelimelerini kullanmışım yazıda, bak:

    “oyun piyasası için, piyasanın ürünlerine yer veren ve piyasanın ürünü bir dergi yapmak ayıp bir şey değil. ama “her şeyiyle bizi çiğneyip öğütmeye güdülenmiş kapitalist dünyaya karşı direniyor” olduğunuzu düşünmek, ayıp değilse de, saflık.”

  17. Reply Ali Sezgin Nov 1, 2011 3:56 am

    Mehmet peki gerçekten Oyungezer’in bu haliyle, bize bakıp, bizi örnek alan insanların hayatını değiştiremeyeceğine inanıyor musun? Bana yazmayı sevdiren şey, Gameshow gibi Oyungezer gibi oyun dergileriydi. Biz oyun incelemekten çok daha büyük çok daha önemli bir şeyi temsil ediyoruz bence. İnsanı başarılı yapan şeyin, satış rakamları veya başarının ötesinde, sevdiği işi yapmak olduğunu, okurlarımıza aldıkları her dergide, okudukları her incelemede gösteriyoruz. Bu heyecanımız yerinde durduğu sürece kaybolacak bir şey değil inan ki. Biz gerçekten senin istediğin gibi kapitalizme karşı durabiliyorsak, bunu bağımsız olmakla veya başka niteliklerimizle değil bununla başarıyoruz işte.

  18. Reply Ali Sezgin Nov 1, 2011 3:56 am

    Yiğitcan, sana gelirsek yazdığın yorumların beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğrattığını bilmeni istiyorum. Sadece senden bir zamanlar, tutkuyla bağlı olduğunu bildiğim bu dergi ve ekip hakkında bu kadar duygusuz kalabilmen değil kızdığım, aynı zamanda ona derslerinde gördüğün konulara oturtabileceğin basit bir kavram olarak bakabiliyor olman bile açıkcası çok üzücü.

    “6-7 editör yönetiyor” demişsin ki açıkcası ben buna anlam veremedim. Biz bu dergiye ilk girdiğimizde, oyungezer de kimliğini bulmaya çalışıyordu. Oyungezer’in şu anki halinde, oluşturduğu dilde, formda gerçekten hiç katkının olmadığını mı düşünüyorsun? Oyungezer dediğimiz şey, her ay çıkan incelemeler ve ilk bakışlardan çok daha fazlası ve bunu sende biliyorsun. Oyungezer Sinan’dır, Serpil’dir, Tuğbek’tir, benim ve hala sensin. Bu çocuk bizler sayesinde büyüyüp şekil aldı ve bizim sayemizde kendi ayakları üzerinde duruyor. Eğer senin ayrıldığın dönemlerde dergi konusunda fikrin daha az sorulduysa, bunun nedeni senin kaale alınmaman değil, derginin geçen yıllar ardında kimliğini oturtmasında yatıyor. Şunu açıkca söylüyorum, eğer gerçekten dergiden mesajında yazdığın nedenlerden dolayı ayrıldıysan, malesef ayrılış nedenlerin fazlasıyla bencilce olmuş bu konuda. Şu an dergiye bakıp, yazılarını göremesen bile, Oyungezer’in kendisindeki izini görüyor olman gerekirdi.

    Ofis dışına atılmak gibi konularsa kusura bakma ama safsatadan fazlası değil. Marksist yabancılaşmaymış falanmış filanmış geç bunları lütfen. Dergiye ilk başladığımız yıllarda, ikimizde üniversitede okuyorduk, ikimizde yazılarımızı özveriyle yazmamıza neden olan aynı heyecana sahiptik. Peki ben hala aynı keyifle işimki yapıp mutlu olabiliyorken, sen neden böyle oldun? Ben hiçbir zaman bu ekibin ve derginin parçası olmaktan vazgeçmedim ama sen bunu yapamadın. Mektup gurubunun ofis içine alınmasıymış, şirketin büyümesiymiş falan bunlar sadece bahane. Seni Serpil’le sabahlara kadar dergi geyiği yapmaktan, benimle, berkant’la, tuğbek’le konuşmaktan, dergiyi eleştirmekten alıkoyan hiçbirşey yoktu. Oyungezerin bir parçası olabilmek için ofis içinde dönen mailleri almanın veya özel bir iletişim kanalı gerekmediğini sende en az benim kadar biliyorsun. Umursamayı bırakmasaydın, illa ki dergi saçma bir dosya konusu yaptığında kızardın, kapağı eleştirirdin veya dergiyi sevip sevmediğinde ne yapıyorsun onu yapardın. Sen bunlardan vazgeçtiğin anda, anlamsız nedenlerden ötürü eleştirmekte olduğun ekibin parçası olmaktan kopmuşsun zaten.

    Gerçekten Yiğitcan, şimdiye kadar dergiyle ilgili hiçbirşey beni şu an senin yazdığın şu mesaj kadar hayal kırıklığına uğratmamıştı. Yazdıklarına baktığımda Oyungezer’i hiç anlamamış ve belki de onu gerçek anlamda hiç yaşayamamış bir insanın yazabileceği şeyler görüyorum. İnan daha pek çok şey yazmak isterdim buraya ama ortada kazanılması gereken bir argüman, veya haklılığı sorgulanabilecek bir tez değil sadece mutsuz bir insanın yanılgılarını görebiliyorum.

  19. Reply Mehmet Kentel Nov 1, 2011 3:15 am

    ali, söylediğim şeyleri neresinden anlıyorsun bilmiyorum ama, oyungezer’in insanların hayatlarında yaptığı/yapabileceği değişiklikler hakkında tek bir laf etmedim. bunlar göreceli meselelerdir ve ayrıca tartışılabilir. ama “heyecanımızı kaybetmezsek” dediğin şeyi kaybeden ve bu konuda bir şeyler konuşan yazarlar, ve yazının paylaşılmasından, yorumlanmasından anladığım kadarıyla da bu hisse ortak olan çeşitli okurlar var. sen bunların tamamının kişisel şeyler olduğunu düşünebilirsin, “eyvallah” derim, ama birileri de “bunların yapısal sebepleri olabilir” diyor işte. eğer bu kadar eminsen kendi durduğun yerden, “he” de geç. ama yine de ben kendi meramımda ısrarcı olayım, oyungezer yazarlarının/okurlarının heyecanını kaybetmesi benim için ikincil bir mesele; bu yazının derdi bu derginin girişinde “biz kapitalizme karşı savaşıyoruz” diye bağrılıyor oluşu.

  20. Reply Ali Sezgin Nov 1, 2011 3:25 am

    Yok söylediğin şeyleri, nerede durduğunu gayet iyi anlıyorum. Benim söylemeye çalıştığım şey başından beri bizim kapitalizmle senin düşündüğün şekilde savaşmadığımız işte. Reklam da aldık, kimsenin hayatı boyunca ihtiyacı olmayacak oyuncu yaftası yapıştırılmış ürünleri tanıttık ama olay bu değil. Biz her zaman okurlarımızın oyun kültürü oluşturmalarına, oynadıklarını ve aldıklarını sorgulamayı öğretmeye çalıştık, daha da önemlisi zevk aldıkları işi yapmayı öğretmeye çalıştık. Kapitalizm’le savaşta sınıfta kaldığımızı hiç mi hiç düşünmüyorum :)

    • Reply Mehmet Kentel Nov 1, 2011 3:30 am

      kapitalizm ve ona karşı savaşmanın “böyle düşündük böyle oldu” gibi algılanabildiği bir dünyada yaşamak isterdim, ama sanmıyorum öyle olduğunu. oyungezer oyun kültürsüzlüğüne karşı savaştı, doğrudur, ama kapitalizme karşı değil.

      • Reply Ali Sezgin Nov 1, 2011 3:40 am

        “Düşündük oldu durumu” söz konusu değil işte. Bana şekil veren, hayatımı yönlendiren kararlarda oyun dergilerinin rolü fazlasıyla büyük oldu inan ki. Şu an dergi haricinde bir ajansta metin yazarlığı ve tasarımcılık yapıyorum, bunu sağlayanda doğrudan işte zamanında Level’da Gameshow’da sevdiği işi yapıp mutlu olan insanların yarattığı örneklerin etkisidir. Başarılı sayılmak için kitleleri etkisi altına alması gerekmiyor derginin. Bende olduğu gibi bir kişiyi bile etkileyip, hayatını şekillendirebiliyorsam bu benim hayatımdaki en büyük zaferlerden biri olur inan ki.

  21. Reply fareleroyunda Nov 1, 2011 10:18 am

    ali ben tuğbek’in yazdığı bir paragrafa cevap verdim, o da “oyungezer editörlerince yönetiliyor” cümlesiyle başlayanıydı. olabildiğince şahsi kırgınlıklarımdan ayrı tutup ortadaki sıkıntıyı anlatmaya çalıştım ve bunu olabildiğince saygı çerçevesinde yapmaya çalıştım ve çalışıyorum.

    fakat tuğbek de sen de “arayıp sorsaydın olurdu” diyorsunuz. meseleyi şahsiye indirgemiyorum, tekrar altını çiziyorum, bu bana has, bana münhasır bir hissiyat değil, ortada bir sıkıntı var, ortada benim çok net anlatmaya çalıştığım bir problem var. şahsi kısmı bunun çok daha derin, benim için çok daha acı, bunu anlatamam sana. sen değilsin bunun muhattabı. sen hiçbir zaman bunun muhattabı olmadın zaten. eğer bana, ikinizden biri, “senin bahsettiğin sıkıntılar şu şu şekilde aşılıyor” falan dememeye kararlıysanız, lütfen, “sen zaten oyungezer’i aramadın,” “sen zaten oyungezer’i anlamamışsın” gibi şeylerin bir anlamı olmadığını fark edin. şahsi bir husus tartışmıyorum, tekrar tekrar söylüyorum bunu. benim şahsi hissiyatımı ve ne yapıp / yapmadığımı tartışmak zaten ben size direkt olarak bunları anlatmadıkça sizin yapabileceğiniz şeyler değil.

    -yiğitcan

  22. Reply fareleroyunda Nov 1, 2011 10:30 am

    ve en sonunda mehmet’in yazısı hakkında da bir şey söylemek gerekirse, ali’nin çok yanlış anladığı şeyin altını çizmekte fayda var. oyungezer, ilk çıktığı günlerde, okurların bir bölümü tarafından kapitalizme karşı savaşan bir nefer olarak desteklendi, doğrudur, ama ben derginin bir yazarıyken de derginin başlangıç amacının kapitalizme veya onun bazı değerlerine değil, doğan burda’nın tarzına karşı isyan eden bir grup insan tarafından yaratılmış bir proje olarak geliyordu bu bana. doğan burda’nın değerleri sinan’ın bahsettiği “kapitalizmin bazı değerleri” miydi, bilmiyorum, ama benim gözlemlerime göre, ve sizin dergiyi kurarken o değerleri tasvir edişinize göre, sizin doğan burda’dan ayrılma sebebinizle benim oyungezer’den ayrılma sebebim arasında çok fark görmüyorum. o noktayı da belirtişim buydu. ali farklı hissediyordur ve bunun farklı sebepleri vardır belki de. onun tecrübesi benimki ile aynı olmak durumunda değil. fakat ben de yalnız olmadığımı biliyorum.
    -yiğitcan

  23. Reply BYK Nov 1, 2011 4:21 pm

    Bu konuda dışarıdan birisinin görüş bildirmesi mantıklı mı bilemiyorum ancak herkese açık bir yerde tartıştığınıza göre sanıyorum çok da saçma değil.

    İlk olarak Mehmet’in bahsettiği “kapitalist dünyaya karşı direniş” lafının tam olarak gerçeği yansıtmadığı fikrine katılmakla birlikte bunun okurları yanıltmaktan çok farklı bir anlam yüklenmiş, “bize dayatılan her şey tiraj için benzeri zorlamalara karşı geldik” söylemi olduğuna inanıyorum.

    Mehmet ve Yiğitcan’ın dergiden ayrılma sebeplerinin ise herkese açık böyle yerlerde tartışılması yerine yüzyüze konuşulup çözümlenmesi gerektiğine inanıyorum. Dergideki kimseyi bizzat tanımıyorum ama şu ana kadar sürekli yapmacık ya da yalan dolan yazmadıysanız, ki yazmış olmanı gerçekten korkutucu olur, hepiniz iyi niyetli insanlarsınız ve aynı fikirde uzlaşamasanız bile en azından kırgınlarınızı ve sebeplerini anlayıp belki yaraları onarabilirsiniz diye düşünüyorum =)

    Hem eskilere hem yenilere ama en çok da bu tartışmayı alevlendirdiği için Mehmet’e teşekkürü borç biliyorum.

    • Reply BYK Nov 1, 2011 4:23 pm

      Amma çok inanıyorum, düşünüyorum, yapıyorum, ediyorum demişim. Benden yazar olmaz vallahi =D

  24. Reply Mehmet Kentel Nov 1, 2011 5:36 pm

    burak’a teşekkürler. tek bir şeyi söyleyeyim, nolur nolmaz, bu tartışma benim için asla oyungezer’den ayrılışımla ilgili kişisel bir tartışmanın parçası değil. oyungezer, oyungezer’in imajı, oyungezer’in çalışma prensipleri, oyungezer okurlarını ve türkiye oyun dünyasını ilgilendiren kamusal bir mesele, kişisel olan şeyler -oyungezer hakkında duyduğum heyecan ve benim hayatımın en özel parçalarından biri oluşu dışında- benim için bu hikâyenin parçası değil, yiğitcan da sürekli olarak o meselenin dışında konuşmaya çalıştığını söylüyor. herkese selam sevgi tekrardan…

  25. Reply Tugbek Olek Nov 1, 2011 8:34 pm

    Mehmet burdaki sorun daha önce de pek çok karşılaştığımız bir dil sorunu. Sen konuya her zamanki okumuşluğunla geliyorsun, ben yaşamışlığımla. Bir aile, yayın veya şirket için “her şeyiyle bizi çiğneyip öğütmeye güdülenmiş kapitalist dünyaya karşı direnişimizi…” diyor o yazıda, senin aklın daha marksist bir söylemle kapitalist dünyayayla mücadele olarak anlıyor. Bizim öyle bir mücadelemiz, sistemin dışında kalma çabamız veya sistemle mücadelemiz yok. Bu bir oyun dergisi, böyle bir çabası olamaz da. Derdimiz bu olsa politik dergi çıkarırız. Bizim mücadelemiz o selin karşısında ayakta ve biz olarak kalmaya çalışmak.

    Bunu yalın ve basit bir örnekle anlatayım. Bir sabah ofise geliyorsun masanda onbin küsur liralık bonus bir fatura. İsmi lazım değil bir dağıtım şirketi kafasından bahanelerle ve açıklamasını doğru düzgün yapmadan geçirmiş o faturayı sana. Ödiyeceksin, ödemezsen o dergi raflara çıkmayacak. ya ödiyeceksin ya da kapatıp gideceksin. Bu ülkedeki dergilerin yüzde 90′ı ne yapar biliyor musun. Kovar bir editörünü, varsın dergi on sayfa az olsun, yazıları daha baştan savma olsun, aksın koksun bir yeri ama o giren bana girmesin der. Çünkü iş dünyasında lafı edilmeyecek bir para bu ülkedeki bütün bağımsız dergiler için ölümcül darbe demek. Biz ne yapıyoruz, oturup sabahlara kadar ne yapsak ne etsek bir yerlerden para bulsak, ek bir işler yapsak da kimseyi işinden etmesek diye kafa patlatıyoruz. Daha çok çalışıyoruz, daha çok yıpranıyoruz ama bize diretilen şeyi yani iş gücünü ucuza getirip giren çıkanı dert etmeme lüksünü reddediyoruz. İlkelerimize bağlı kalacağız diyoruz, insani değerlerimizi kaybetmeyeceğiz diyoruz. Bu direniş siyasi veya ekonomik değil, insani.

    Başka bir örnek vereyim. Vogel Burda bünyesindeyken bizim bir serbest yazar bütçemiz vardı. Bu bütçe aşılamazdı ve o yüzden serbest yazarlara verilebilecek yazı miktarı belliydi. Bu yüzden kadrolu çalışanlar yani Serpil, Sinan ve Tuğbek her ay en az yirmişer sayfa yazmak zorundaydı. O yazıları hakkıyla en güzel yazabilecek kişiler olsunlar veya olmasınlar. Oyungezer’de bu bir kere olsun yapılmadı. Hiçbir zaman bir yazıyı kimin yazacağına karar verilirken bunun için telif ödenecek mi falan hesaplanmadı. Sadece o yazıyı en güzel kim yazar diye düşünüldü. İflasın eşiğine geldiğimiz kendi maaşımızı alamadığımız, borca battığımız aylarda bile yapılmadı bu hesap. Sırf olabilecek en iyi Oyungezer’i yapabilelim diye.

    Bunun gibi milyon tane örnek üretilebilir, detayda kalan, kimsenin haberi olmayan, üçümüz dışında kimseye hissettirilmeyen. Sen kendi dünyandan bakıp “ne kapitalizm ile mücadelesi, laf salatası yapıyorlar” diye düşünebilirsin. Ama Sinan dört senedir bu mücadelenin içinde, bu dertlerin içinde çabalayıp duruyor. Onun için o mücadele uykusuz geceler, sinir gerginlikleri ve sonsuz korkular demek. Bir başka insanın, bir ailenin sorumluluğunu almak nedir bilmiyorsun. On küsur ailenin sorumluluğunu sırtında hissetmek nedir hiç anlayamazsın. Bizim ailemiz dokuz eve kira ödüyor, beş çocuğumuz var, otuz kişinin en önemli geliri bu şirketin ödediği maaşlar. Bunun yüküyle yaşamak, işler tersine gittiğinde bunun korkusuna kapılmak nedir anlamanı beklemiyorum. Birgün umarım sen de o yükü sırtına alıp mücadele et kaptalizmin seliyle ve bir yandan bunu yaparken de insanlığını, değerlerini korumak için çabala. O ayakkabılara gir bir hele, iki adım at, ağırlığını hisset. O gün geldiğinde bunları tekrar tartışırız.

  26. Reply Uğur Arpalı Nov 1, 2011 11:11 pm

    yine dışarıdan bir yorum gibi gelecek ama sinan akkol’un yazılarını xcom3 yazısıyla level’ın yarışmasına katıldığından beri level’ı ve daha sonra da oyungezeri takip eden biriyim. ayrıca çok kısa bölümlerle de olsa mehmet oyungezer’de yazarken onun yazılarına kendimce yardım etmiş biriyim. yani kendimde çok azıcık ukalalık yapma hakkını hissediyorum.

    öncelikle sinan’ı başlardaki esprili yazıları nedeniyle ortaokulda türkçe dersinde bir anketimsi şeyde en sevdiğim yazar olarak yazmışlığım vardır. ama sonra çok kaba tabirle “sinan bozdu.” bunun milyarlarca nedeni olabilir. bunu eleştirmiyorm. ayrıca yazılarındaki samimiyeti kaybettiğini de düşünmüyorum. ama benim ilk başta level okumamı sağlayan sihirli ruhun oyungezerde bulunduğunu söyleyemem malesef. bunu yadırgamıyorum, bir derginin sorumlulukları onun ve arkadaşlarının omuzlarında sonuçta. ama bu da zaten yazının onu ve yönetim kademesinin eleştirildiği nokta değil mi? yani son cümleme kadar okurken “evet abi adam haklı aslında” diye düşündüyseniz mehmet’e hak vermeniz gerekir.

    ayrıca tuğbek’in yazdığı yazıya şu noktada katılamıyorum; bu son cevabındaki tavır tam da “ben kaç kişiye ekmek yediriyorum biliyor musun?”cu yönetici/patron tavırı. yani aslında tuğbek sanki bunu inkar etse de bu tavır onu istemeden de olsa -haklı olarak- ona yerleşmiş gibi hissettim.

    not: bu satırları enerji şirketi sahibi bir ailenin genç yöneticisi olarak yazıyorum. ülkedeki üniversiteleri say denince sayacağınız ilk 5 üniversiteden ikisinde lisans ve yüksek lisans yaptım yöneticilik üzerine. ve epeyce kişiye de “ekmek” yedirmişliğimiz var, inşallah uzun sürede yediririz yoksa allah muhafaza o kadar insan “birileri gelse de bize ekmek verse” diye ağlaşırlar. bu nedenle o ayakkabıyı giymiş biri olarak da yazdıklarımı okuyabilirsiniz. sevgiler.

    • Reply BYK Nov 2, 2011 9:36 am

      Uğur,

      Enerji şirketine sahip bir ailenin genç yöneticisi olarak ve yöneticilik üzerine akademik olarak da ilerleyerek yazıyorsan bu yazıları bence “Tuğbek’in ayakkabıları”ndan bir hayli farklı ayakkabılardan bahsediyorsun. Bunu eleştiri olarak söylemiyorum ancak senin geçtiğin yol ve şirketin yöneticiliğini yaptığın şartlar ile Oyungezer’dekilerin yaşadığı tecrübelerin oldukça alakasız olduğunu düşündüm o notu okuyunca.

      Tek bir eleştirim var o da yazdığın nota. Yazma amacın muhtemelen “bakın bunları yazdım ve yazarken şu şu yollardan geçmiş birisi olarak yazdım” demek ancak şimdiki haliyle “bakın ben bunları yazdım ve şöyle de süper birisiyim” izlenimi yaratıyor. Belki biraz daha şık ifade edebilirsin kendini, bilemiyorum.

      • Reply Uğur Arpalı Nov 2, 2011 11:09 am

        malesef hiç oyun dergisinde yazamadım, çok istedim ama olmadı. ben de buradan kendimi öveyim dedim =(

        şaka bir yana demek istediğimi anlamış olmana çok sevindim. eleştirini de değerlendireceğim, bir daha ki sefer başka bi yerde ya da burada yazarken aklımda olacak. teşekkür ederim.

  27. Reply Mehmet Kentel Nov 2, 2011 1:26 am

    tuğbek,

    bu tartışmayı çok fazla uzatmak istemiyorum. derdimin ne olduğu, hem benim, hem de senin dediklerinle az çok ortaya çıktı diye düşünüyorum. dilerim bu tartışma oyungezer’in durduğu nokta hakkında okuyan insanlarda yeni fikirler/sorular ortaya çıkartmıştır, ya da kafalardaki soru işaretlerine cevaplar bulmalarına yardımcı olmuştur. evet, o ayakkabıların içinde değilim. ama senin durduğun pozisyonun da oyungezer’de çalışan herkesin ne hissettiğini anlayabileceğin/dillendirebileceğin bir pozisyon olmadığını biliyorum. dilerim bu tartışma kendi yapma (ve ayrıca kendinizi sunma) biçimleriniz için bir kendi kendini onaylama fırsatına dönüşmemiştir ve bunlar üzerine dolaylı/dolaysız yeniden düşünmeye, belki dergideki başka insanlarla tartışmaya yol açar. bunun oyungezer için iyi olacağını düşünüyorum, haddim olmadan.

    kıymet verip vakit ayırdığın için teşekkür ederim, – bu konuşulan değişkenler aynı kaldığı sürece- benden bu kadar.

    herkese sevgiler

  28. Reply Üstar Kaan ZANBAKCI Nov 6, 2011 4:08 pm

    Oyungezer’le alakam okur düzeyinde olsa da, dergiyi sevdiğim ve bir zamanlar ilgiliyle takip ettiğim isimleri burada tekrar gördüğüm için yazmadan edemedim.

    Ben 35 yaşında bir oyuncuyum ve Oyungezer’i ilk sayısından beri takip ediyorum. Mehmet Kentel’in “Oyungezer’de anlam arayışları” olarak nitelendirebileceğim yazısında bahsettiği değişikliklerin bir süredir farkındayım. Bu durumdan çok da şikâyetçi değilim aslında. Zira 64′ler kapandıktan, Gameshow aynı değişimi geçirdiği için kapanıp açıldıktan sonra eski tadı vermedikten, Level ise bana birkaç boy dar geldiğinden okuyabileceğim başka dergi yok ve takip ettiğim derginin ayağını sağlam basması da hoşuma gidiyor. Ancak arada derginin anlaşma yaptığı Ttnet’i eleştiren okura “ya aslında iyi çocuklar ama imajları kötü” gibisinden savunmalar yazmak gibi kantarın topuzunun kaçtığı yerler olmuyor değil.

    Oyungezer bu değişimi ayakta kalmak için geçirdi, başarılı da oldu. Sonuçta sistem karşıtı olanları bile sistem içinde gayet güzel eritebilmesi kapitalizmin en büyük başarılarından biri zaten. Ama böyle bir derginin olduğundan farklı bir şeymiş gibi görünmeye ihtiyacı var mı? Gelen yorumlarda Oyungezer’in dergicilikte uygulanan vahşi kapitalizmin kurallarını yumuşattığı söylenmiş. Dergi ortamını bilmiyorum ama doğrudur herhalde. Yine de bu Sinan Akkol’un yazdığı ve yazıda eleştiri konusu edilen “okurlarımızı arkamıza aldık, sisteme daldık”la aynı şey değil, hatta Oyungezer’in sistemin (nispeten insaflı da olsa) bir parçası haline geldiğinin kabulü sayılır. Sistem muhalifi bir okur olarak Oyungezer’i bu haliyle de seviyorum ve bir takım avantajlarını da görüyorum. Kimi dergiler fuarları internetten takip ederken Oyungezer çatır çatır hepsine gidiyor, yurt dışındaki şirket kampüslerine gidiliyor ve oyunlarla geliştiricileri hakkında bilgiler veriliyor. Demek ki bunları yapacak kadar para geliyor. Ama hal böyleyken, sponsor havası bu kadar baskınken ve reklâmlar bu kadar artmışken “anti-kapitalizmin neferi” söylemi biraz sırıtıyor sanki. Tribünlere oynamaya gerek yok. O tribünler zaten “Oyungezer” diye bağırıyor. Bunun sebebi de kapitalizm canavarını kılıçtan geçirmesi değil, kapitalizmden elde ettiklerini işini iyi yapmak için kullanması.

  29. Reply Ertuğrul Yıldırım Nov 17, 2011 6:04 pm

    Oyungezer yada daha doğrusu GameShow ardılı tüm dergilerin sorunu aynıydı.. Sanki hepsi sektöre, oyun incelemesi denen nanenin çok da ciddiye alınmaması gerektiğini öğreten GameShow’un izinden gitmek istiyorlardı da bunu kıvırmak için gerekli humour dan yoksundular.. Bu çakmaklık, düpedüz zeka gerektiren bir yazın tarzının pek de sahibi olunmayanlarca yazılmış, ciddi mi, sulu mu ne olacağına kendi de karar verememiş yazılarıyla doldurdu dergileri.. Çiğnene, çiğnene sakıza dönmüş mavraları “komik” sanma rezilliğinden bahsetmiyorum, o da var ama bunun ötesinde hepsi, bir şekilde GameShow heyhulasının hayaleti ensesinde, iş yapmaya çalışan küçük adamlar gibi davranıyordu.. Haliyle bu özgünlük yoksunu ürkek itici tavır, satırlardan biz okuyuculara da yansıdı..

    İşin aslı herkesin, hatta son dönem GameShow’un kendisinin dahi ıskaladığı şuydu; oyun incelemesi denen hede, zaten eğlenceli olan bir aktivitenin daha da eğlenceli bir yan ürünüydü sadece.. Hepsi bu.. Ama siz, eksik humour dan gelen kuyumcu titizliğinizle onu hadım ettiniz.. Onu bir kaç kategoride inceleyip sıraladınız ve böylece sıkıcı nesnel bir büyüklüğe indiregediniz.. Artık önemli olan mavra değildi; Yazı başına koyduğunuz grafik 90, ses 75 tabloları her şeyi özetliyordu zaten.. Açıkcası bu noktadan sonra hala neden yazdığınızı bilmiyorum.. Çünkü bir “espriniz” kalmamıştı..

    Her neyse.. Boyunuza bakmadan köşelerde paraladığınız edebiyattan hiç bahsetmiyorum bile.. Bu köşeler yani “sivilceli ergenlerin hezeyan gayzerleri” tabutunuza çakılmış son çiviydi belki ama ondan önce mizah yoksunluğu sizi çoktan öldürmüştü bile..

    Tüm bunları burda yazmanın nedeni az çok işin içinde insanları bir arada görmemden kaynaklanıyor.. Küfretmeyip üstüne bir parça düşünürseniz hak vereceğinize inanıyorum.. Yine de olur ya bu yorumu yayınlamazsanız alınmam..

    • Reply Mehmet Kentel Nov 17, 2011 6:56 pm

      niye yayınlamayalım yorumu, bu blog oyungezer ya da herhangi bir derginin değil, bağımsız bir oluşum – ki ben posta idaresi’ni idare ederken gelseydi böyle bir mektup, yine yayınlardım dergide, şu an da çok farklı olacağını sanmıyorum.

      bir kısmına katıldığım eleştirilerin, katılmadığım bir genelleme ve soyutlamayla, ama en kötüsü çeşitli hiyerarşik pozisyon almalarla sunmuşsun. bir yazarın “boyu” nedir, “humour” kimin tekelindedir, bunların yanıtlarını bulmanın çok olası (ya da sende) olduğunu sanmıyorum. “rezillik” için de, o senin güzelliğin diyorum.

      gameshow’un hayaletinin takipte oluşu, gameshow ve türkiye’yle kısıtlı kalmaması gereken, dünyaya da genellenebilecek ve oyun dünyasının hâlâ çıkamadığı ergenliğiyle alakalı olduğunu düşündüğüm, kısmen doğru bir tespit. bunu piyasa-odaklı bir üretimle birleştirdiğinde, oyun dergilerinin yapısal kısıtları dediğim ve bu blog’un açılmasına sebep olan bir yapı çıkıyor karşımıza.

      neyse, yorum için teşekkürler, belki kelimelerini biraz daha özenle seçebilirdin.

  30. Reply Anti-Tekelci Nov 23, 2011 9:00 pm

    Oyun piyasasında ki durum içler acısı dergiler yanlışlar içinde seçtikleri yanlış kadrolarla tekelleşelim derken batıyorlar farkında değiller. Tamam piyasada yeniyim ama çok iyi yazı yazarım ve inceleme işini fazlasıyla ciddiye alırım peki ben niye işsiz kaldım cevabınıda verelim sizin yanlışlarınız yüzünden size özenenler yüzünden.

    Ben size gerçekleri yaziyim en iyisi hazmederek okuyun çünkü bunlar size çok ağır gelecek, dergi çokluğu olan zamanda herkes işini düzgünce yapardı “gameshow” zamanında kimse kimseyi karalamazdı ve bu yüzden “gameshow” ahını alanlar yoktur aramızda.

    Ama işin birde şu boyutu var iki rakamın arkasına sığınıp inceleme yapan içerik yoksunu yazarlar dolu ve bu insanların bir kısmı siyasi görüşü ile kalem tutuyor kimisi yancı olmasıyla piyasada yer buluyor kimiside basit şekliyle yazar tacirliği yapıyor.

    Bir derginin yanlışını görüyorsunuz ortada diğer dergide sistemden nasibini almış tekelci davranıyor. hayatının en iyi yazısını yazıp gönderebilsen bile geriye çaresiz bir biçimde işsiz bir şekilde beklemek kalıyor. çünkü yazdığın içerik kimsenin umurunda değil sen sıra bekleyen işine yaradığında kullanıp kenara atabileceği bir piyonsun ne yazık ki.

    Peki ya pastadan pay verilmek istenmeyen insanlar dergiyi şaha kaldıracakmış kimin yada neyin umurunda maaşlı elemanız herkes istediği gibi sömürüyor ve bu durumda yazarların hakkını koruyabilecek bir kurum yok bile ne yazık ki, gerçekten dergicilik sistemi ölmüş bunuda tecrübe ettim.

    İnsanları uyarma kavramı artık kötülük olarak algılanıyor işe çomak sokansın bu noktada. ama işin trajikomik yanı köşe yazılarıyla bizi bizden geçiren yazarlar bile yeri geldi mi büyük hatalar yapabiliyor bunuda gördüğünde zaten hayalindeki dergi imajı çoktan ayaklar altına alınmış oluyor.

    Bu sistemde kraldan çok kralcı insan vardır insanlar gözlerini açabilirse herkes iş bulma şansına sahip ve eski çoklu dergi sistemine geri döneriz belki ama piyasanın şu kirli haliyle inanın imkansız. O kadar imkansızki iki yerde yazarlık yapan adam dergiye başvurduğu sırada çaylak yapılmışsa eğer iki yerde yazması ayıp değil senin uyarı yapman ayıp olarak algılanıyor.

    Oyungezer’de incelemelerin hafifliğine değinmiyorum bile o bütün bunların yanında devede kulak kalır. ama tekelci olup piyasaya nasıl el attığınız herkes tarafından biliniyor bütün bu savaş çığlıklarınız içinde bana yazılarımla parlayabileceğim bir blog sayfası bırakabildiniz miras olarak elde olan başka bir şey yok.

    İşin komiği banane tekelden ben sadece yazarım sanki oyun inceleme sitesi açtım kendi kendime çalıp oynuyorum ama imkanlar öyle el veriyor ki tekelci adamların içine düşüyorum piyeste sıra bekleyen ilkokullu çocuklar gibi yazdığım içerik dolu yazılara rağmen bekletiliyorum utanmadan sıkılmadan, ama unutmayın piyasadaki kısırlık gün gelecek sizide vurucaktır umarım o günleride görürüz mum ışığında dergi yazarı aramaya çıktığınız günler yakındır.

    • Reply Mehmet Kentel Nov 24, 2011 1:32 am

      merhaba,

      kusura bakmayın, tam olarak ne dediğinizi anlayamadım. oyun dergiciliğinin yapısal sorunları hakkında belki de benzer fikirlerimiz var ama sizin ifade tarzınız bunu pek gösteremiyor. “çok iyi yazı yazarım” demişsiniz, bilmiyorum belki bu yorum sayfasına elinize geldiği gibi, çok özenmeden yazdınız, ama şu haliyle pek de iyi yazdığınızı söyleyemeyeceğim. oyun dergilerine içerik üretmek, bence öncelikle oyundan çok yazıyla ilgili bir şey. yani oyunlar hakkında çok şey bilip, çok fazla “içeriğe” sahip olabilirsiniz, ama bunu göstermek için elinizin de biraz kalem tutuyor olması lazım. gerçi oyun dergilerinde yazan herkesin elinin kalem tuttuğunu söylemek de mümkün değil, haklısınız, ama işte, yine de, yazmak önemli. haksızlık edebiyatı yapmadan önce insan kendisinin dille kurduğu ilişkiye de bakmalı. sizin burada yazdıklarınız, o ilişkiye pek özen göstermediğinizi düşündürttü bana.

      bilmiyorum, çok anlamadım sanırım sizi, belki biraz daha açıklayıcı olabilirsiniz…

      • Reply Anti-Tekelci Nov 24, 2011 11:09 am

        Oyun dünyasında çok dergicilik sisteminin yok olması adını savunduğunuz veya taptığınız yazarlar sayesinde olmuştur.

        Bunun sebebi yine toz pembe dünyalarından kafalarını kaldırmamaları yada eski dergilerinde muhteşem yazılarını yazarken zaten tekelciliğe doğru gidişiyle ibare edebilirim.

        İçinde bulunduğumuz durumla ile kendilerini suçlamaktan dolayı en ufak pişmanlık hissetmiyorum zira Tuğbek’in yazdığı gibi editör olarak dergiyi yönetmeleri işe yaramıyor zaten başından beri kullanılan mantık tekelciliğe gidişti.

        Bu sebepten yola çıkarak doğal olarak o dergi veya bu dergide yazmalarının anlamı kalmıyor. editör olarak sundukları ortamdan memnunsanız bilemem ama “biz kapitalist sisteme karşıyız” destekleyin bizi naraları atarken dergi sistemini çözmüş yazar mantığından çoktan uzaklaşmış insanlar vardı karşımızda.

        Bu işin meyvesini eski dergilerinde toplamışlardı. sonra iş yazılanlara rağmen sizleri destekleyen bilinçsiz okuyucuları bir araya getirmeye geldi son derece başarılıda oldunuz. Biz okuyucuları en çok zarara uğratan ise sunduğunuz sistemde çoklu seçenek hakkımızın yok olmasıydı.

        Şimdi ortada başvuru yapabileceğiniz ne dergi ne site var. yarattığınız canavar sizi dahil hepinizi yutacak bu yadsınamaz bir gerçek. O yüzden dergicilik sektöründe birbirinizin ayağını kaydırmak yerine göstermelik buluşmalarınızdan öte birbirinizi desteklemenizden yanayım kısa ömürlü franchise işletmeleriniz umrumda değil ama zarar yerine yararlı işler yapacaklarsanız desteklemeye hazırım.

        Eski derginizde “bunu destekleme şansımız yoktu biz yazardık masalları anlatabilirsiniz.” hatta en çok övünülecek şansınız dergiyi editör olarak yönetme ve seçme şansına artık sahip olduğunuzdur.

        Ama masallarınız yüzünden buralara gelindi ve bunun baş aktörleride sizlersiniz. Çoklu sistem hakkımızı yok edip burada editör olup en azından kendi dergimi kendi yönetiyorum mantığıyla övünebilmeniz zaten franchise mantığına ne kadar yaklaştığınızı gösterir.

      • Reply Anti-Tekelci Nov 24, 2011 11:28 am

        Doğru tahmin etmişiniz özenmeden yazıyorum çünkü içerik umursanmayıp sistem dışına itildiğimizi anladıkça boykotumuzu dertlerimizi özenmeden anlatmak çok doğaldır.

        Hatta bundan sonra sizin gibi dergilere başvuru yaparken özenmeden yazabileceğimize emin olabilirsiniz. nede olsa şiir yazıp yazar olma şansını elde edebilen bir ekibiniz var.

        Artık oyunları yerden yere vurmak firmalara sırnaşma dönemi başlamış en çok sırnaşanın tekelcilik meyvesinden faydalandığı ve bu yüzden dergilerin birbirlerinin ayaklarını kasti ve bilinçli olarak kaydırdığı dönemdeyiz. Hatta ve hatta hakkıyla inceleme yazamayan inceleme işinin hafife alınması ile başlayan çocuk yazarların dışarıda top oynamak yerine dergi yazarı olma şansını yakaladığı dönemdeyiz.

        Oyun sektöründe ki bu kötü gidişat Akp iktidarından farksız bu dönemde belkide bu yüzden birbirinizi yiyorsunuz. her biri özenle seçilmiş tekelci insanların mantığı forumlarınızda bile mevcut. Zira gerçekleri anlatan insanların eksi yağmuruna tutulup franchise sisteminde eğitime küçük yaşta başlanması gibi.

        Şimdi Mehmetcim sen ver o zaman sorularımın cevabını hatta sen söyle dev aynalarında kendilerini süzerken ben bu insanlara neden saygı gösterip özenip bezenip yaziyim?

      • Reply Anti-Tekelci Nov 24, 2011 12:11 pm

        Yazdıklarım bu blog haricinde hiçbirinizin umurunda olmayacak. Siz bedelli askerlik yapıp lüks bir yaşam sürerken. Doğuda soğuktan geberenler bile umrunuzda değil kimi kandırıyorsunuz allah aşkına siz?

        Sizin bu duyarlı tavırlarınız anasayfanızda göz boyamalık göstermelik paylaşımlar yapmaktan öteye gitmeyecek. En başta kendi sisteminizi bu denli piyasaya düşürmeniz umurunuzda olurdu gerçekten olsaydı. Neye kızıyorum biliyormusun?

        Yarattığınız bu denli bu piyasa olan sistem yerine rekabet varken kalifiyeli yazarların alındığı yazar olmak için başvurmaya korktuğumuz sistemi özledim.

        Şimdi herhangi bir yazarınızı rahatça yerden yere vurabiliyorum saygı duyduğum dergi imajları çoktan yerlerde çünkü seçtiğiniz insanlar iki lafı bir araya getirmekten aciz oluyorlar ve bu bilgisi olmayan insanlara özgüven verip bir yerlere getirip başımıza bela eden insanlar yine sizlersiniz.

        Niye adam çünkü yancı işinize geliyor ama piyasaya giriş yapınca olan hepimize oluyor sağ duyudan yoksun editör yönetimi yerine yazar olarak kalmanızı tercih ederdim çünkü o işte iyiydiniz diğer söylenilenler ve arkasına saklanılan laflar benim için masaldan öteye gitmiyor.

  31. Pingback: oyungezen bir kapitalizm: oyungezer’in ‘savaşı’ « Dijital Oyun Kültürü

  32. Reply Anti-Tekelci Nov 26, 2011 11:40 pm

    Dergi tirajlarını içerik belirler ama dikkat edilmeyen nokta içerikle ilgili oluyor sanılıyorki anne baba parasıyla dergiyi alanlar tirajları belirliyor durum sandığınızdan çok farklı seçtiğiniz ufak yazarların aklının ne kadar kolay çelindiğini bile unutup türkiye’de oyun yazarı seçerken yaşına dikkat etmeyip bu işi hala amatör ruhla ve yazar mantığından uzak yapıyorsunuz.

    Bu işler eş-dost muhabbeti etrafında ve kısır döngü içinde döndükçe mahkumsunuz tirajlarınıza ve birbirinize çamur atmaya çünkü tek etkileyebildiğiniz çocuk kitleler oluyor haliyle tabi ben ve benim gibi düşünenlerde aynı şekilde olayı tekele dökmenizden dolayı işsiz kalmak zorunda. inceleme yaparken yazarlarınızın basmakalıp en meşhur cümlesi ” yapay zeka bazen saçmalıyor ” her incelemeye kolayca serpiştirilen bir ifade olmakla beraber sözlüklerden alıntı kullanan yazarlarınızada buradan kucak dolu sevgiler gönderiyor ve yaratıcılıktan yoksun bu yazarları seçtiğiniz için sizleri ayrı tebrik ediyorum.

  33. Pingback: Oyun Dergiciliğinde Anlam Arayışları | oyunlarda anlam arayışları

Leave a Reply